GELECEĞİN MESLEKLERİ

GELECEĞİN MESLEKLERİ

Yeni yüzyılın vazgeçilmezleri arasında yer alacak mesleklerin hangileri olduğunu biliyor musunuz? Baş döndürücü bir hızla yaklaşan gelecekte yer almak için doğru mesleği seçtiğinizden emin misiniz?

“Yarının dünyası bugünden çok farklı olacak” diyenlerdenseniz, tercih yapmadan önce ‘Geleceğin Meslekleri’ne gelin bir göz atın… Üniversite çağına geldiniz… Şimdi doğru tercihleri yapma zamanı… Daha düne kadar neredeyse her erkek çocuğu doktor, her kız çocuğu da Öğretmen olmak isterdi… Ama şimdi şartlar değişti… Yeni bin yıla ayak uydurmak için öyle bir meslek seçmelisiniz ki, geleceğin vazgeçilmez meslekleri arasında yer alsın, ülkenin ve dünyanın gelişen şartlarına uygun olsun…
Bahçeşehir Üniversitesi Öğrenci Kaynakları Yönetim Ofisi tarafından hazırlanan ‘Geleceğin Meslekleri’ isimli kitap, özellikle meslek seçiminde önemli bir karar aşamasına gelen üniversite kapısındaki gençlere işte bu aşamada yol göstermeyi amaçlıyor. Bahçesehir Üniversitesi Öğrenci Kaynakları Yönetimi Birimi’nden sorumlu Rektör Yardımcısı ve Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ruhi Kaykayoğlu, sınırların kalktığı bir dünyada gençler kıyasıya bir yarış ve rekabet içindeyken, ülkemizdeki gençlerin geleceği tasarımlamaları için yönlendirilemediği görüşünde. Yarının dünyasının bugünden çok farklı olacağını söyleyen öğretim üyesi Doç. Dr. Osman Özsoy ise, amaçlarının gençleri geleceğin dünyasına hazırlamak olduğunu belirtiyor: “Üniversiteye hazırlanan ve kendine bir meslek seçmek isteyen gençlere bir yol göstermek ve yarının dünyasının nasıl şekilleneceği konusunda kendilerine yardımcı olmak amacıyla ‘Geleceğin Meslekleri’ adındaki bu çalışmayı hazırladık… Ve liselere ücretsiz olarak dağıttık.” Kitapta yer alan bilgilere göre, sanayileşmenin başlangıcı sayılan 1850 yılında ingiltere’de sadece 431 çeşit meslek olduğu tespit edilebilmişken, aradan geçen 70 yılın ardından 1920′ye gelindiğinde bu sayı 20 bine, günümüzde de 45 bine ulaşmış durumda. Geleceğin mesleklerine gelince… Kitapta Fen Bilimleri alanında; Genetik, Biyoloteknoloji, Gıda ve Gıda Mühendisliği, Mühendislik alanında; Bilgisayar Mühendisliği, internet, Elektronik Mühendisliği, Endüstri Mühendisliği, Uzay ve Havacılık, Çevre Mühendisliği, Enerji Mühendisliği, Sistem Mühendisliği, Mimarlık, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı, Sosyal Bilimler alanında; Hukuk, Uluslararası İlişkiler, Diplomasi, AB ile ilişkiler, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi, Psikoloji, İnsan Kaynakları Yöneticiliği, Strateji Uzmanlığı, Danışmanlık, Ekonomi alanında; İşletme, Bankacılık ve Finans, Turizm, Tekstil ve Moda ağırlıklı Konfeksiyon Tasarımı, imalat ve Yapı Sektörü, iletişim alanında ise, Enformatik, Bilişim, Halkla İlişkiler, Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı, Reklamcılık, Elektronik Gazetecilik mesleklerinin geleceğin meslekleri arasında yer alacağı belirtiliyor. işte geleceğin mesleklerinden bazıları ve bu alanda çalışmak İsteyenlerde olması gereken nitelikler… Genetik: Geleceğin meslekleri arasında genetiğin ilk sırayı alacağı herkesin ortak görüşü olarak aktarılıyor kitapta. Uzmanlar, insanın gen haritasının çıkarılmasının ekonomide, 1970′lerin bilgisayar teknolojisinin yarattığı devrime benzer bir sonuç doğuracağı ve gelecek yılların genomik (genetik ekonomisi) çağı olacağı görüşünde birleşiyor. Bilim adamlarının bir yerkurdunun DNA haritasını çıkarmaları ve genetik yapısının sırrını çözmeyi başarmalarının ardından ‘süper bebek, Einstein bebek’ yetiştirmenin imkan dahiline girdiği ifade ediliyor. Geleceğin meslekleri arasında ilk sırada yer alan Genetik alanında çalışacak olanların matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi temel bilim dallarında kusursuz bir eğitim almış olmanın yanı sıra, sistemli ve disiplinli çalışmayı seven, vaktinin büyük bölümünü laboratuvarlarda geçirmekten sıkılmayan kişilik özelliklerine sahip olmaları büyük önem taşıyor. Düzgün karakterli, kişilik sahibi, ihtiraslı olmayan insanların bu alana ilgi duymasının önemli olduğu belirtilirken, kötü niyetli olanların genetikle uğraşmasının insanlığın başına dert açacağının altı çiziliyor. Gıda ve Gıda Mühendisliği: Doğal besin kaynaklarının her geçen gün azalması insanları yeni arayışlara sevketmiş ve gıda bu yüzden geleceğin stratejik ürünlerinden biri haline gelmiş durumda. Nüfusu hızla artan dünyamızda sağlıklı beslenme önemli bir problem olarak insanlığın gündemine oturduğu için Gıda ve Gıda Mühendisliği’ne de doğal olarak geleceğin mesleği olarak bakılıyor. Geleceğin dünyasında uzayda patates yetiştirmek bile mümkün olabilecek. Gıda Mühendisleri besinlerin toplanmasından tüketilmesine kadar geçen süre içinde nitelik ve nicelik açısından değerlerini kaybetmeyecek şekilde işlenmesi, korunması, taşınması, yeni gıdaların üretilmesi ve geliştirilmesi, atık gıdalardan yeni gıdalar elde edilmesi konularında araştırma ve eğitim yapıyorlar. Kitapta, bu alanda çalışmak isteyenlerin araştırma yapmayı seven, sistemli ve disiplinli çalışma konusunda istekli olan, özellikle biyoloji, fizik, kimya, matematik gibi alanlarda başarılı olması gerektiğinin altı çiziliyor. Bilgisayar Mühendisliği: Bilgi toplumunun simgesi haline gelen bilgisayarlar, artık hayatımızın her alanına yön verir hale gelmiş durumda. Evden ofise, eğitimden eğlenceye, üretimden satış ve pazarlamaya kadar her alanda bilgisayar kullanımının artması, bu alanlarda tam donanımlı, teknoloji kültürü yüksek, iyi yetişmiş insan kaynağına olan ihtiyacı da oldukça artırmış. Bilgisayar Mühendisleri, bilgisayarla ilgili araştırma, planlama, uygulama ve yönetim hizmetleri veriyor. Bilgisayar Programcıları ise bilgisayara yüklenecek programları hazırlıyor ve operatöre teslim edilene kadar geçen zaman içindeki işlemleri tamamlıyorlar. Bu alanda faaliyet göstermek isteyen kişilerin araştırma, planlama yeteneğine, üstün sayısal düşünme gücüne sahip olmaları gerekiyor. Internet: Yaklaşık on yıl önce insanlığın hizmetine sunulan internet, yarının dünyasının yapı taşı olmaya devam edecek. internette açılan sitelerin sayısı işyerlerinin sayısını aşmak üzere ve bu nedenle de web tasarımı ve servisi konusunda faaliyet gösteren şirketlerin gelecekte parlamaya devam edeceği ifade ediliyor. Ayrıca bilgi depolama sektörünün de büyük gelişme kaydedeceği yapılan tahminler arasında. Endüstri Mühendisliği: Ürün ve hizmetlerin tasarımı, üretim ve dağıtımı için gerekli olan insan, bilgi, araç malzeme gibi kaynakları en verimli biçimde kullanan, sistemleri tasarlayan ve uygulayan mühendislik birimi Endüstri Mühendisliği… Mezunlar ürün geliştirme, ürün tasarım zinciri, proje yönetimi, deney tasarımı, model geliştirme, bilgisayar destekli tasarım ve imalat, Verimlilik Mühendisliği gibi birçok alanda iş bulma imkanına sahip. Endüstri Mühendisi olmak isteyen gençlerin analitik düşünebilen, yaratıcı, öngörü sahibi, mekanik planlama yeteneği gelişmiş kişiler olması gerekiyor. Uzay ve Havacılık: Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısından itibaren büyük bir ivme kazanan uzay çalışmalarının yeni yüzyılda daha da önem kazanacağı ifade ediliyor. Hatta uzmanlar dünyayı dışarıdan seyretmek veya ayda bir fincan kahve içmek için uzay seferlerinin düzenlenmesinin çok yakında mümkün olacağının altını çiziyorlar. Uzay ve havacılık çalışmalarında ulaşılmak istenen hedefler arasında uzayda insan yaşamı büyük önem taşıyor. Mars’ta yaşamın sağlanması ve başlangıç olarak 100 kişilik bir insan kolonisinin oluşturulması yönünde çalışmalar bile var. Geleceğin meslekleri arasında önemli bir yer tutacağı düşünülen uzay ve havacılık konularına ilgi duyanların, havada seyreden her çeşit aracın tasarlanması, inşa edilmesi, uzaya gönderilmesi, astronomiye oldukça meraklı, fizik, kimya, matematik gibi konularda iyi eğitimli olmaları gerekiyor. Enerji Mühendisliği: Petrol kaynaklarının sınırsız olmadığını bilen bilim adamları, alternatif enerji kaynakları konusunda yoğun bir çaba içinde. Alternatif enerji kaynaklarına sahip olmayan ülkelerin bu ihtiyaçlarının karşılamak üzere diğer ülkelere yapacakları ödemenin bedelinin ağır olacağını belirten uzmanlara göre, işte bu yüzden geleceğin en önemli gündem başlıklarından birini alternatif enerji oluşturacak. Alternatif enerji kaynakları konusunda sürekli bir arayış içinde bulunan bilim dünyasına adım atmak isteyen genç Enerji Mühendisi adaylarında sistemli çalışma alışkanlığı, yaratıcılık, akademik yetenek gibi özellikler aranıyor. Japon üniversiteli gençlerin geçtiğimiz aylarda güneş enerjisi ile çalışan otomobil yapmayı başarması, Enerji Mühendisliği’nin neden geleceğin meslekleri arasında yer aldığının en iyi kanıtı. Şehir Planlaması: Dünyanın artan nüfusu, özellikle de kentlerde yaşanan nüfus artışı planlı şehirleşmeyi gelecekte daha da önemli hale getirecek. Uzmanlar, Türkiye’nin şehirleşme anlayışına bakıldığında, bu alanlarda yetişmiş elemanlara ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Kentsel donanım, kent mobilyalarının çevre ve tarihsel mekana uyumu, deprem duyarlılık derecelendirmeleri gibi alanlarda hizmet veren şehir planlama uzmanlarının çizime yatkın, planlama yeteneğinin gelişmiş olması gerekiyor. Siber Suçlarla Mücadele: Yakın gelecekte internet kanalıyla işlenen suçlar yüzünden, görmediğimiz, tanımadığımız, hatta davalı olmamıza rağmen belki görmeyeceğimiz uluslararası muhataplarımız olacağını vurgulayan uzmanlar, uluslararası hukuku iyi bilen hukukçulara ihtiyacın artacağı kanaatinde. Uluslararası İlişkiler (AB İle ilişkiler uzmanları): Türkiye-Avrupa ilişkilerinin siyasi ve ekonomik boyutu hakkında yakından ilgili insanların bugün olduğu gibi yarın da aranan kişiler olacağına dikkat çeken uzmanlar, AB konularına ilgi duyanların en az iki Avrupa dilini iyi bilen, genç, dinamik kişiler olması gerektiğini belirtiyor. İnsan Kaynakları Yöneticiliği: Kurumların hedefe ulaşmalarında insanın öneminin artması son yıllarda insan kaynakları yöneticiliğinin önemini artırmış durumda. İnsan kaynakları yöneticileri kurum içinde en tepeden en alt ünvanda çalışanlara kadar çalışma ortamını değerlendiriyor, sektörler arası karşılaştırmaları yapıyor, uluslararası normlar üzerinde çalışıyorlar. Strateji Uzmanlığı: internet nedeniyle bilginin bollaştığı bir ortamda eldeki bilgileri en iyi şekilde yorumlayan ve ona göre geleceğe projektör tutan strateji uzmanlarına büyük ihtiyaç duyulduğunu belirten uzmanlara göre, iyi bir stratejist olmak için tarih, sosyoloji, psikoloji alanında bilgi sahibi olmanın yanı sıra, teknolojik, askeri, siyasi, etnik ve dini tüm gelişmeleri yakından izlemek gerekiyor. Bankacılık-Finans: Geleceğin ekonomisinin lokomotif sektörleri arasında önemli bir yeri bankacılık ve finans alıyor. Bankaların yanı sıra sigorta şirketleri, aracı kurumlar, yatırım bankaları gibi finansal kurum ve kuruluşlarda çok sayıda nitelikli elemana ihtiyaç olacak. Sinema: Görüntü diliyle yapılan bu anlatı sanatı, geçtiğimiz yüzyılın en etkili iletişim araçlarından biri olduğu gibi, bu yüzyılın da en etkili iletişim araçlarından biri olacak. Çünkü uzmanlara göre sinema, bir sanat olmanın yanı sıra, aynı zamanda geri dönüşümü oldukça karlı önemli bir ekonomik faaliyet ve propaganda aracı. Elektronik Gazetecilik: internetin şu ana kadar gazete tirajlarını beklendiği ölçüde olumsuz etkilemediği görüşe de, önümüzdeki yıllar için bunun aynı şekilde kalmayacağı, internetle uyumu ölçüsünde gazetecilik mesleğinin yarının mesleği olma özelliğini koruyacağı ifade ediliyor. Yapı Sektörü: İnsanlığın en temel ihtiyaçlarından birinin barınma sorunu olduğu düşünüldüğünde, geleceğin meslekleri arasında bu sektör de haklı olarak yerini alıyor. Dünyanın yakın gelecekte akıllı evlerle tanışacağını, akıllı evlerde kontrol ve alarm sistemleri bulunacağını, insanların internet destekli cep telefonlarıyla bu sistemleri uzaktan izleyeceklerini söyleyen uzmanlar, Türkiye’de 2005 yılına kadar 70-75 bin evin akıllı ev statüsüne gireceğini bekliyor.

Genel kategorisinde yayınlandı. Yorumlar kapalı

CİNSEL TACİZ

Cinsel Taciz

Çocuklara yapılan cinsel taciz şu şekilde tanımlanır taciz yapan kişi kendinden yaşça-bedenen çok daha genç ve olgunlaşmamış bir kişi ile cinsel temasta bulunur. Genelde tacizi yapan kişi kurbanı tarafından çok iyi tanınır, güvenilir. Cinsel tacize yeltenen kişi kendisini baskılayan olaylardan uzaklaşır, yakalanmaktan korkmaz. Alkol ve madde kullanımı olaya eşlik eder.Taciz yapan kişi çocuğun karşı koymalarına aldırmaz, çocuğun onu ele vermesinden endişe duymaz. Çocuğu korumakla sorumlu erişkinleri de bir şekilde çocuktan uzaklaştırmayı bilir. 

Taciz esnasında genellikle şiddete-zorlamaya eğilim vardır. Öncelikle tacizi yapan kişinin olayda bir beklentisi ve planı vardır. Burada çocuk erişkini duygusal yönden doyumunu sağlar, o derece uyarılır ki normal koşullarla, yaşıtlarıyla ve şiddet uygulamadan cinsel tatmine ulaşamaz.

Çocuğun cinsel tacize uğraması ile ilgili ipuçları neleredir?  Çoğu zaman utanç, korku ve suskunluk nedeniyle cinsel taciz olayları gizli kalır. 2/3 olayda cinsel taciz, tacize uğrayan çocuğun yardımıyla ortaya çıkar. Çocuk bazen ebeveynlerine, arkadaşlarına, öğretmenlerine veya doktora bu durumu anlatabilir. Belki açıkça konuşamaz ama hareketleri ve sözleriyle bazı ipuçları verebilir. Bazen de fiziksel sorunlar veya davranış bozuklukları nedeniyle uzmanlardan yardım alınması gerektiğinde bu durum ortaya çıkabilir.Bu ipucu hareketler arasında en fazla görülen çocuğun gelişim yaşına göre cinsel hareketlerde bulunmasıdır. Küçük çocuklarda takıntılı bir şekilde masturbasyon, cinsel organa karşı abartılı ilgi olabilir. Daha büyük çocuklarda ise erotik giyinme ve davranış tarzı olabilir. Bu hareketler sadece cinsel taciz olayını düşündürebilir, ama mutlaka olayı doğrulamaz.Diğer bir ipucu hareket grubu ise travma sonrası yaşanan semptomlardır. Aşırı korku, endişe, fobiler, kâbuslar belli bazı ortamlarda başlar. Aniden başlayan okul sorunları, korkular, depresyon, madde kullanımı ve kendi kendine zarar verme gibi davranışlar da cinsel tacizi işaretleyebilir.Cinsel tacize uğrayan çocukların % 40’ı hiçbir davranış değişikliği göstermez. Bu nedenle çocukların söyledikleri veya imaları mutlaka ciddiyetle dinlemek gereklidir.

Cinsel taciz fiziki muayene ile tepsi edilebilir mi?Araştırmalara göre cinsel tacize uğrayan kız çocukların % 50’si ve erkek çocukların da % 53’ünde fiziksel muayenede herhangi bir patolojik bulguya rastlanmamıştır. % 3- % 16 arasında kurbanda bazı özel muayene bulguları vardır. Bu nedenle şüpheli her durumda mutlaka fiziksel muayene yapılmalıdır.

  Cinsel taciz durumunda nasıl bir davranış gösterilmeli?Cinsel taciz ortaya çıktığında multidisipliner bir yaklaşım gösterilmelidir. Yani yargı organları, aile, doktorlar, psikiyatristler ve psikologlar beraber çalışmak zorundalar.Çocuklar tarafından bu olay suyüzüne çıkartıldığında, onlar bu işin sonuçlarının hangi boyutlarda olabileceğini kestiremezler. Bu nedenle uzmanların çok dikkatli bir şekilde çocuğu daha fazla bilgi vermeye zorlamaları gerekir. Çocuk çevresindekilere güvenebilmelidir. Bunun dışında konu ile ilgili tüm bürokratik işleyişler çocuğa anlatılmalıdır.Yapılan araştırmalara göre cinsel tacize uğrayan bir çocuktaki tramva sonuçlarının şiddeti ailesinden gördüğü destekle doğru orantılıdır. Ne yazık ki çocuklar bu tür olaylardan sonra ailelerine yabancılaşmaktadırlar. Aileler böyle bir olayı önleyemedikleri için kendilerini suçlu hissederler. En kötüsü de çoğu zaman olayı aile bireylerinden birisi gerçekleştirir. Burada yapılacak en önemli girişim tacize uğrayan çocukla suçu bulunmayan aile bireyleri arasında olumlu bir ilişkiyi desteklemektir. Bu da ancak profesyonel yardımlarla gerçekleşir.Sonuç olarak tacize uğrayan kişi ve ailesi multidisipliner uzman kadrosu eşliğinde desteklenmelidir. Tacize uğrayan kişi kendisi istediği bir dönemde travma terapisi görerek olayı sindirebilir. Bu tür tedaviler uzun süreçli tedavilerdir ve tedavi esnasında ilaç ile de destek verilebilir. Eğer cinsel istismar hemen fark edilir ve gerekli uzman destek verilebilirse çocuklar tekrar normal hayatlarına dönebilirler. Ama sürünceme de kalan ve uzun yıllar devam eden istismarlar sonucunda olaya eşlik eden ruhsal bozukluklar da şiddetli olarak görülür.


Dr. R. Hülya Bingöl - 
Çocuk Psikiyatristi

Kaynak: Sağlık & Yaşam Dergisi

ÖĞRETMEN REHBERLİĞİ, VELİ REHBERLİĞİ kategorisinde yayınlandı. Yorumlar kapalı

İLKÖĞRETİM I. KADEMEDE YAPILACAK ETKİNLİKLER

İlköğretim I. kademede (ilk 5 yıl) eğitsel alanda öğrencilere saptanan yeterliklerin ve hedef davranışların kazandırılması için sınıf öğretmeni tarafından çeşitli rehberlik etkinliklerinin gerçekleştirilmesi gerekir.
İlköğretim I. kademede yapılması gereken eğitsel rehberlik uygulamaları olarak aşağıdakiler planlanabilir:

- Oryantasyon
- Okul ve sınıf kurallarını öğretme ve uygulama
- Yönergeleri izleme
- Etkin çalışma yöntemlerini öğrenme
- Zamanı planlama ve etkin kullanma becerisi kazandırma
- Çeşitli oyun etkinlikleri ile okul ortamına alıştırma

Oryantasyon (Duruma Alıştırma) Programı:
Oryantasyon hizmeti, öğrencilerin yeni başladıkları bir ortam olarak okulu ve bulunduğu çevreyi tanıması, ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını öğrenmesi, birlikte eğitim yapacağı kişilerle tanışması, onların bu yeni ortama çabuk ve kolay uyum sağlaması, öğrenmeye güdülenmesi, böylece başladığı eğitim sürecinde başarılı olmaları açısından son derece önemli bir hizmettir. Duruma alıştırma programında şu ilkeler benimsenmelidir:

1. Duruma alıştırma programı bütün yeni öğrencilere ulaşabilmelidir. Çünkü her öğrencinin böyle bir yardıma ihtiyacı vardır.
2. Bu program okulun sürekli bir faaliyeti olmalıdır. Her yıl, öğretim yılı başında yoğunlaşan bir programın yanısıra, öğrencilerin etkin çalışma yöntemlerini öğrenmeleri, eğitsel kol faaliyetlerine katılmaları, çevredeki opera,tiyatro, kültür merkezi vb. yerlerdeki gösteri faaliyetlere katılarak bu gibi yerleri öğrenmeleri gibi etkinliklerle öğretim yılı içinde de devam etmelidir.
3. Duruma alıştırma programı, bütün faaliyetleri ayrıntıları ile hazırlanmış bir program olmalıdır. Tüm rehberlik faaliyetlerinde olduğu gibi, burada da planlı etkinlikler esastır.
4. Bu program kapsamlı faaliyetler içermelidir.
5. Tanıma, uyum sağlama ve öğrenme ile ilgili, öğrencilerin gelişim dönemi gereği, daha çok, ortak ihtiyaç ve problemler bu etkinliklerde ağırlık merkezini oluşturmalıdır.
6. Bu programın uygulanmasında okuldaki tüm görevliler işbirliği içinde olmalıdır. Çevredeki kurum ve kuruluşlardan destek alınmalıdır.
7. Oryantasyon programı velileri de kapsamalıdır.
8. Oryantasyon programı sonucunda bir “değerlendirme” yapılması, programın eksik yönlerinin ortaya koyulması, sonraki yıllar için gerekli iyileştirmelerin yapılması açısından önemlidir.
9. Oryantasyon programının uygulanmasında rehberliğin genel felsefesi ve ilkeleri esas alınmalıdır.
Okul ve Sınıf Kurallarını Öğretme ve Uygulama:
İlköğretime başlayan öğrenci örgün bir eğitim kurumuyla tanışmıştır. Ev ortamından okul ortamına girmesi onun bu yeni ortamdaki kuralları öğrenmesini gerektirir. Öğrencilik süresince öğrencilerin bağlı oldukları çeşitli yönetmelikler vardır. Bu yönetmelikler hakkında oryantasyon programı kapsamında bilgiler verilir, açıklamalar yapılır. İlgili yönetmelikler öğrencilerin okuyabileceği panolara asılır. Gerekli durumlarda öğretmenler sınıflarda bazı konularda açıklama yapabilir.
Bunların yanı sıra bir okulun işleyiş, sınıfın düzeni ve derslerin işlenişi ile ilgili çeşitli kurallar vardır. Bu kuralların öğretilmesinde aşağıdaki yol izlenebilir:
1. Öğretmen istediğiniz kuralı açıklayınız.
2. Kuralın ne işe yaradığı, neden konulmuş olduğu konusunda öğrencilerin görüşlerini sorunuz.
3. Kurala uyulduğu ve uyulmadığı zaman ortaya çıkabilen olası sonuçları tartışınız.
4. Gerekli/ uygun durumlar için öğrencilere “rol yapma tekniği” ile kuralı uygulatınız.
5. Tüm öğrencilerin kuralı anladığından emin olunuz.
Kuralları benimsetmede öğretmen şu noktaları göz önünde tutmalıdır:
Birkaç kuralı birlikte vermeyiniz. Bir kuralı öğrendiklerini ve uyguladıklarını gördükten sonra ikinci bir kurala geçiniz.
Kurallara uyanları ilk zamanlar sık sık pekiştiriniz. Uymayanları duruma göre görmezden gelebilir yada ara sıra uyarabilirsiniz.
Kurallara uygun davranışlar yerleşmeye başladıkça, öğrencilerin ne yapacağını düzenleyen kuralların belirtilmesine daha az yer verilirken, kurallara uygun davranışların pekiştirilmesine devam edilir.
Sınıf kurallarına uyulmasında en etkili yöntem, kuralları oluşturma ve denetleme sürecine öğrencilerin katılımıdır.

Yönergeleri İzleme:
Öğrencilere kazandırılması gereken bir diğer eğitsel beceri “yönergeleri izleme”dir. Yönerge, bir işin nasıl yapılacağını gösteren, ne yapılması gerektiği ile ilgili açıklamalardır. Yönergeler sözlü olarak, yazılı olarak ya da sembollerle ifade edilebilir. Yaşamımız boyunca pek çok yerde pek çok uygulamayı, işi, görevi, vb. yönergeleri izleyerek yaparız. Dolayısıyla bu alışkanlığın kazandırılması çok önemlidir.

Sözlü Yönergeler: Öğrencilere yönergeleri izlemeyi öğretirken, yönergeler verilirken, neler yapacakları açık ve anlaşılır şekilde ifade edilmelidir. Keyfi davranma yerine ayrıntılı bir şekilde belirlenmiş kurallara göre davranılmalıdır. Böylece, yönergeler arzu edilen davranışların oluşması için zemin hazırlar ya da belirgin ipucu olma özelliği kazanır. Arka arkaya birden çok işlemi sıralayan yönergeler tekrar edilmeli, öğrencilere tekrarlatılmalı, yönergeleri izleyenler ödüllendirilmelidir.

Yazılı Yönergeler:
Yazılı yönergelerle öğrenciler genellikle yazılı sınavlarda karşılaşırlar. Bu sınavlardaki yönergeleri okumak, öğrencinin başarısını etkileyen önemli faktördür. Öğretmenler bu konuda sınavlara hazırlık aşamasında sınıfta uygulamalar yaparak öğrencilere gerekli alışkanlığı kazandırmaya çalışmalıdır.

Etkin Çalışma Yöntemleri:
Öğrencilerin okul başarısını etkileyen fizyolojik, sosyo-kültürel, ekonomik ve psikolojik pek çok etken olabilir. Bunlar içinde en önemli etkenlerden biri de kuşkusuz öğrencilerin etkin çalışma yöntemlerini kulanmayışlarıdır. Birçok öğrnci zamanının çoğunu çalışmaya ayırdığı halde başarısız olmaktan yakınır. Oysa başarı, çalışmaya ayrılan süre kadar bu sürenin verimli kullanılması ile ilişkilidir. Genel olarak öğrencilerin şu alanlarda kendilerini geliştirmeleri önerilir:
- Zamanın iyi planlanması
- Çalışma ortamının düzenlenmesi
- Çalışma sürelerinin ve aralıklarının planlanması
- Not tutma
- Aktif dinleme
- Hızlı ve etkili okuma
- Özet çıkarma
- Hafızayı güçlendirme
- Güdülenme

Ayrıca, öğrencinin tüm eğitim süreci boyunca gerekli olacak “bilgi kaynaklarından yararlanma becerisi” olarak ifade edilebilecek olan; sözlük, ansiklopedi, imla kılavuzu vb. kullanma, kitaplıkların kataloglarından ve diğer tarama sistemlerinden yararlanabilme, bir kitabın içindekiler, indeks (dizin), kaynakça, özet kısımlarından nasıl yararlanacağını öğrenme vb. davranışların kazandırılması da etkin çalışma yöntemleri kapsamında düşünülür.

ÖĞRETMEN REHBERLİĞİ kategorisinde yayınlandı. Yorumlar kapalı

ÇOÇUKLARDA ÇEKİNGENLİK

Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer.

Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:

1-yaşa uygunluk: Her gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Ör; 2 yaş çocuğu negativist,hareketlidir ve istenilen Şeyi yapmaz. Freud’un anal, Erikson’un özerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda çocuk, özerk bir birey olduğunu öğrenir.Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez, öpülmeyi reddeder.

3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister.Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir.Henüz yalanla yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu nedenle  bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapan bir davranış olarak kabul edilir.

2-Yoğunluk:Bir davranışın bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur.Ör; 5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme Şekline dönüşürse, davranış bozukluğu kategorisine girer.

3-Süreklilik:Çocuğun belirli bir davranış türünü ıısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.

4-Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranış kategorisine girer.

GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERI

-Dikkat çekmek:Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde ya da yeterli zaman ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.

-Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği:

-Intikam alma isteği:   Özellikle dayak yiyen,sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak ister.aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke ve nefret duygularının gelişmesine ve buna parelel olarak başkaldırıcı bir bireyin oluşmasına neden olur.

-Yetersizlik:Çocuğun kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir. Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal olarak çabuk kırılan bir kişi olur.Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesine olanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU ILIŞKI NASIL KURULUR?

1-karşılıklı saygı:Azarlamak, bağırmak, vurmak, susturmak,tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın göstergesidir. Her ana-baba çocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Her çocuk ayrı bir birey olarak ele alnıp, fikirleri sorulmalı ve fikirlerine saygı gösterilmelidir.

2-Çocuğa zaman ayırmak: Çocukla ilgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil, nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.

3-Cesaretlendirme:Çocuğun kendine güvenmesini istiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli ve yüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli algılayabilmesi için çok önemlidir.cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi  kabul edip, kendi olduğu için değer vermedir.

4-Sevgiyi anlatmak:Çocuğun kendini güvenli hissedebilmesi için, en azından sevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.

SALDIRGANLIK

Saldırganlık küçük çocuklarda normal bir tepki biçimidir.Çocuğun güvenlik,mutluluk ya da başka bir gereksiniminin Şekil değiştirerek başka bir biçimde ortaya çıkmasıdır.Saldırganlığı kişisel bir yaralanmanın bir başka Şekilde sonuçlanması olarak tanımlayabiliriz.Bu yaralanma sonucunda çocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması,tekmelemesi, tükürmesi ve zarar vermeyi amaçlayan tehditler Şeklinde sözel saldırılarda  bulunmasıdır.

Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk sinirli, anlaşılmaz,   eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez ya da  kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler. Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar.Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde okulda sürekli sorun yaratırlar ve yetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler. Genellikle erkek çocuklar daha saldırgandırlar.

SALDIRGANLIĞIN NEDENLERİ

1-Saldırgan davranışların ebeveynler tarafından ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun saldırganlığını onaylaması(Ör: parkta iki çocuk birbirini döver. Biri daha çok dayak yerse, annesinin çocuğunun kendisini savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi)

2-Çocuğun yetişkinlerden katı ceza, anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi

3-Babanın uzun süreli yokluğunda, annenin sürekli çocuğun etrafında olmasıyla ortaya çıkan feministik ortam

4-TV. Ve kitle iletişimim araçlarının olumsuz etkisi(Kurtlar Vadisi örneği ver.)

5-Ana-baba tutumlarının olumsuzluğu, çocukla aralarındaki iletişimin iyi olmaması

6-Çocuğun ana-babasından dayak yemesi

7-Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi gibi fizyolojik sorunlar

SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBİLİRİZ?

1-Her şeyden önce ana-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır.(Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Ya da hayvanlara eziyet ediyor.)Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır.

2-Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir.Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir.Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.

3-Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır.Ana-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır.(Böyle davrandığın için üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak,çocukta düşmanca duygular geliştirir.

4-Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.

5-Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok Şeyleri başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.

6-Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir.Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini, istediği Şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.

7-Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı görmemezlikten gelmelidir.Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir. Ör:10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında bu sözel olarak ödüllendirme.

8-Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme, bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.

9-Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir Şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir.

10-Kendi kendine konuşma:Çocuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa;çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilebilir.Ör:10′na kadar say ve ona vurma gibi.

11-Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir.TV.deki Şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir.Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederek Şiddetin sonuçlarını tartışabilirler.Ayrıca bu Şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa anlatılabilir.

12-Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler,resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol,basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.

13-Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.

14-Bu çocukların özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır.

15-Anne-babalar bu çocuklarla iletişim kurarken ben dilini kullanmalıdır.Ör:Böyle kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi.kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranış anında dile getirmelidir.

ÇALMA

Çalma, kendine açıkça ait olmayan bir eşyayı izinsiz olarak alıp ona sahip olmasıdır.başlangıçta  davranış bozukluğu ölçütlerini ele almıştık. Çocuğun dönem özelliklerini iyi bilmemiz gerekir.

Ör; 2yaşındaki bir çocukta sahip olma kavramı gelişmediği için, her şeyin kendisinin olduğunu düşünür. Senin, benim,onun kavramlarını ayırt edemez.Çocuk zamanla kendisinin olanla olmayanı ayırt etmeye başlar, ama bencil tutumu uzun süre devam eder.3-4 yaşlarında çocuk sormadan bir şeyin alınmayacağını bilir, ama karşı koyamaz.ilkokulun1.-2. Sınıflarında çocukların birbirlerinin renkli kalem, silgi vb. Gözü kalır.Bu yaşlardaki  diğerlerinin eşyalarını alma davranışını çalma olarak kabul etmiyoruz.

Okul çağlarında görülen ve sık tekrarlayan  çalmalar üzerinde önemle durmak gerekir. 10 yaşından sonra sürekli olarak devam ederse   bu çocukta ciddi bir duygusal bozukluğun göstergesidir ve profesyonel yardım almak gerekir.

NEDENLERİ

1-Çocuğa yeterli harçlık verilmemesi:Çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmaması

2-Çocuğun hayatında önemli bir yoksunluk:Böylece çalma sembolik olarak ana-babanın sevgi, ilgi eksikliğinin yerini tutar. Sevilmediğini düşünen çocuk, ilgi çekmek için çalabilir. Bazen ana- baba kaybından sonrada ortaya çıkabilir. Genellikle çalma davranışı gösteren çocukların,  alkolik veya suçlu ana-babalar tarafından yetiştirildiği ve ihmal edildiği belirlenmiştir.

3-Çocukta mülkiyet fikrinin gelişmemiş olması:

4-İntikam almak:Ör; başarılı bir çocukla kıyaslanan bir çocuk, ondan intikam almak için eşyalarını alabilir. Çocuk otoriter ana-baba ya da öğretmenden intikam almak için de çalabilir.

5-Ana-babanın çocuğun yaptığı bu davranıştan bilinç altı zevk alması: Çocuk bunu hisseder ve çalmaya devam eder.

6-Çocuk özdeşleşmek için kendine kötü örnek seçmiş olabilir:Çocuk bir grubun onayını almak için yapabilir.Amaç çalmak değil, başkalarını yaranmaktır.

7-Özgüvenini artırmak için:Bazı çocuklar kendi güçlerini, erkekliklerini kanıtlamak için yaparlar.

8-Çocuğun anne-baba ile hesaplaşmasının bir yolu olabilir:

9-Depresyon,yeni doğan kardeşe duyulan kıskançlık veya öfkenin çocukta yarattığı stresin göstergesi olabilir.Ör; eşine kızan bir annenin çocuğa bağırması

NASIL ÖNLENİR?

1-Değerleri Öğrenmek:Çocuğa dürüstlük ve başkalarının mülküne önem verme öğretilmelidir.Anne-baba örnek olmalıdır.

2-Örnek oluşturma: Önce anne-baba çocuğa örnek olmalıdır. Başkasına ait eşyalar alınmamalı, bulunmuş eşyalar geri götürülmeli, diğer insanlar kandırılmamalıdır. Otelden havlu alan baba örneği ver.

3-İletişimi güçlendirmek:Eğer evde çocuk yakın ilişkiden yoksunsa, yeterli zaman ayrılmıyorsa, aile bireyleri arasındaki ilişki güçlendirilmelidir

4-Çocuğa belirli bir miktarda harçlık verilmelidir.Çocuğun gereksinimlerini karşılayabilecek belirli bir harçlık mutlaka verilmelidir.Çocuk ihtiyacı olduğunda tekrar alabileceğini bilmelidir.Kumbara anlat.

5-Mülkiyet hakları:Çocuğa ihtiyacı olduğunda , kendisine ait olmayan bir eşyayı nasıl ödünç alabileceği ve bunu nasıl geri vereceği öğretilmelidir.

6-Etrafta bozuk para gibi cezbedici eşyalar bırakılmamalıdır.

7-Çocuğun kendisine ait eşyaları olmalıdır.Çocuğun en azından bir kaç eşyası olmalıdır.Anne-baba çocuğun eşyalarını kullanacağı zaman ondan izin almalıdır.

ANA-BABA TUTUMLARI

Çocuklarda görülen davranış bozuklukları arasında ana-babaları en çok endişelendiren çalmadır. Çünkü, bu davranışı tipik suçlu davranışı olarak görürler ve korku duyarlar.Ana-babalar genellikle  Şu tepkileri gösterirler.

-Çocuğu cezalandırma, dayak

-polisle korkutma

-Çözüme yönelik bir şey yapmama.

Peki  çalma  davranışı gösteren çocuğa nasıl davranalım?

NASIL DAVRANILIR?

1-aşırı tepki göstermemek gerekir.Kesinlikle fiziksel ceza verilmemelidir. Ana-baba bağırıp çağırmadan, olayı onaylamadığını göstermelidir,

2-Çocuğu kötü olarak damgalamamak gerekir.Çocuğun sadece o andaki yaptığı davranış eleştirilmelidir.

3-Çocuğun aldığı eşyayı geri vermesi sağlanmalıdır.Çocuk aldığı eşyayı kendisi özür dileyerek geri vermelidir. Eğer eşya kırılmış ya da bozulmuşsa yenisi alınmalı ve parası çocuğun harçlığından ödetilmelidir.Çocuğun harçlığı tamamen kesilmemelidir.

4-Çocukla konuşarak, sorun çözme yöntemi denenebilir.Çocuktan bu durumu net bir Şekilde tanımlaması istenir.Ör; “eşyayı alırken aklından neler geçiyordu?” Diye sorabilirsiniz.

5-Çocuğunuzun hatalı davranışı iş yaparak ödemesini sağlayın.”Ali arkadaşının kalemini almana çok üzüldüm. Kuralı biliyorsun. Yalnızca sana ait eşyalara sahip olabilirsin. Şimdi arkadaşına kalemini geri vereceksin. Kuralı bozduğun için bazı işler yapmanı istiyorum.Balkonu yıkayacaksın” Eğer çocuk yapmak istemezse o zaman  sinirlenmeden “ya söylediklerimi yaparsın ya da istediklerini yapma hakkını kaybedersin “diyebilirsiniz.

6-Şüphelenilen durumlarda çocukla konuşmak gerekir.”Benim cüzdanımdan para alıp almadığından emin değilim, fakat sana çok gerektiği için aldıysan ve eğer geri verirsen seninle gurur duyacağım. Benim seninle gurur duymamdan daha önemlisi senin kendinle gurur duyman.”Şeklinde bir konuşma aldığı eşyayı geri vermesini sağlayabilir.

YALAN

Günlük yaşamımızda hemen hemen hepimiz yalana başvururuz. Ör; arkadaşımıza “bugün seninle olmayı canım istemiyor” yerine, “işim var” deriz.  Çünkü gerçeği söylersek onu inciteceğimizden korkarız. Yalan herkesçe ayıplanan bir davranıştır. Genellikle kendi yalanımızı gerekli, diğer insanların söylediği yalanı büyük yalan olarak görürüz.

Başkalarını bilerek aldatmak amacıyla söylenen yalanlar, gerçek yalanlardır. Aslında çocukların yalanları, yetişkinlerin yalanlarının yanında masum kalır. Çünkü; onların yalanları aldatma amcı gütmez. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği için, gördüklerini çarpıtarak anlatır ve uydurur. Kimi ana-baba çocuğun olmamış Şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar.Bunları dinlemek ve olduğu gibi kabul etmek yerine çocuğu suçlar. 3-5 yaş çocuğunun hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatırlar ve bu dönemde yalan ile yalan olmayanı ayırt edemezler.

1- Hayali Yalanlar: Küçük çocuklar gerçeği iyi değerlendiremedikleri için uydururlar. Yetişkinler bunları yalan olarak görür.

2-Taklit Yalanlar:Çocuklar ana-babayı örnek alır. Ana-babanın yalanına tanık olan çocuk, yalan söylemeyi öğrenir. Ör; doktora gidiyoruz diye gezmeye giden anne-baba çocuğun yalan söylemesine zemin hazırlar.

3-Sosyal Yalanlar:Bunlar en yaygın olan yalanlardır. Bir yere gideceğimiz zaman, gitmek istemiyorsak, “hastayım ” deriz.

4-Savunma Yalanları:   Çocuk kendini korumak için yalan söyler.Çocuk sık sık eleştiriliyorsa, sert tepki gösteriliyorsa, mükemmelliğe zorlanıyorsa çocuk yalana başvurabilir.Çocuk doğru söylediğinde “yalan söylüyorsun” diye suçlanan çocukta , bu yalanların alışkanlık haline gelmesine neden olur.

5-yüceltilmiş Yalanlar:başkalarının hayranlığını kazanmak için söylenen yalanlardır.

Bazen de çocuklar bir özlemini dile getirmek için yalan söyler. Ör; babasız bir çocuğun  “babam var” demesi gibi. Normal yollardan   takdir edilmeyen çocuk, yalana başvuracaktır.”Annem öldü” diyen bir çocuk, kerdeş doğumu ile birlikte ilgisiz kaldığı için böyle söylemektedir.

NASIL ÖNLENİR?

1-yetişkinler örnek olmalıdır.Eğer anne-baba başkalarına yalan söyleyecek olursa, çocuğun dürüstlüğün önemini anlaması çok güç olacaktır.Çocuklar hangi yaşta olursa olsun yaşına uygun bir dille doğruyu söylemek gerekir.

2-aşırı tepki göstermemek gerekir.yumuşak ve hoşgörülü olmalı ve cezadan kaçınmalıdır.aşırı tepki göstermek, çocuğun sizin öfkenizden korunmak için, yalan söylemeye devam etmesine yol açar.

3-Çocuklardan başaramayacakları Şeyler beklememelidir.

4-Fazla baskıdan kaçınmalı ve koyduğumuz kurallarla çocuğun yaşamını fazla sınırlamamalıyız.

5-Çocuğu yetişkinler araç olarak kullanmamalıdır.Örnek; anne ya da babanın çocuğa yalan söyletmesi. Annenin “bu yaptığımızı baban duymasın” demesi.

6-Gizli polis gibi çocuğu sorgulamamalı:Ör; “Doğru söylersen ceza vermeyeceğim” dedikten sonra, çocuk doğruyu söyleyince “biliyordum” diyerek tepki vermek ya da dayak, çocukta yalanı pekiştirir.Çünkü çocuk doğruyu söyleyince olumsuzlukla karşılaşmaktadır.

7-Çocuğun  diğer çocuklarla kıyaslanmaması gerekir.

8-Ana-baba-çocuk iletişiminin olumlu olması gerekir. Çocuk istek, sıkıntı, kaygı ve endişelerini bizimle konuşabilmelidir. Çocuğu dinlemek ve çözüm yollarını kendisinin bulmasına yardımcı olmak gerekir.

9-Yalan söylediği için çocuğu suçlamamak gerekir.”Yalancı” etiketi yapıştırılmış olan bir çocuk, bu etiketin gereklerini yerine getirecektir, çünkü yaptığı işin kendini yansıttığına inanır. Bu davranışı onaylamasak bile,Çocuğumuzun kişiliğini bu davranıştan ayrı tutmak gerekir.Salt kendisi olduğu için onu sevdiğinizi çocuğunuzun anlamasına yardımcı olun.

10-Doğrudan emin olmak için kontrol edin.  Çocuğa “ödevin bittimi” diye sormak yerine “ödevini görmek istiyorum” deyin.Bu davranış   hem kontrol edileceği için ödevini düzgün yapmasını sağlar hem de sonucundan çekindiği için yalan söylemez.

KÜFÜR

Küfür üç temel gruba ayrılır.

-Ya beddua etmek ya da birine zarar verilmesi dileğini yansıtan konuşma biçimi

-Cinsel içerikli küfürler, müstehcen konuşmalar

-kişiliğe yönelik küfürler. Manyak, salak…

NEDENLERİ

1-Dikkat çekme:Bazı çocuklar ana-babadan yeterli ilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için küfrederler.

2-Sarsılma:Bazı çocuklar için yetişkinleri Şok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.

3-Ağızdan kaçıverme:Insanlarda engellenme ya da kızgınlık hissedildiğinde ya da fiziksel bir gerginlik olduğunda küfürün ağızdan çıkıvermesi çok doğaldır. Çok engellenen, yaşama alanı çok daraltılan çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.

4-Savunma:Bazıları için kötü söz söyleme bir savunma davranışıdır.Küfür etmenin tam anlamıyla yasak olduğu çevrede yetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.

5-olgunlaşma:Bazen de çocuklar yetişkin olmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.

6-Akranları tarafından onaylanması:

7-Çocukça bir zevk:Küçük çocuklarda banyo ve ona ilişkin konuşmak, çocuklarda bir tür çocuksu seksüel zevk alma durumu ortaya çıkarmaktadır.

NE YAPILMALIDIR?

1-Örnek oluşturma: Eğer kaba ve küfürlü bi konuşma eğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda bu kontrolü sizi taklit ederek öğrenecektir.

2-Dürtülerini ifade edebilme:Eğer çocuk, size olan kızgınlıklarını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe sahip ise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük kullanacaktır.

3-tartışma:Bu kelimeler bir kağıda yazılarak tanımlanır ve daha sonra tartışılır.

4-önemsememek:Çocuklar kötü sözcükler kullandığında,anne-babalar bu duruma pek fazla üzülüp şaşırmıyorlarsa, çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri kalmayabilir.

5-”Dilsizlik Oyunu”:Ana-babalar böyle durumlarda Şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğu yönlendirebilirler. “senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?”, “anlamıyorum”, denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.

6-Yaratıcı olmaya özendirmek:Yaratıcı uğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Yaratıcılığı artırıp kötü söz kullanımını engeller.

7-Kötü sözcüklerin yıpratılması:Çocuk bu kelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi söylemesini isteyin. Büyük olasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek istemediği zaman, ancak kötü sözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı uyguladıktan sonra, istediğini yapabileceğini söyleyin.

8-Ciddi cezalandırmama:Eğer çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bu bu kelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.

Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine, uygun kabul edilebilir sözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek gerekir.Çocuk olumlu sözcük kullandığında, çocuğun övülmesi teşvik edilmesi gerekir.

ÖĞRENCİ REHBERLİĞİ kategorisinde yayınlandı. Yorumlar kapalı

SON YAPILAN EHLİYET SINAVI SORULARI

2011 yılının dördüncü ehliyet sınavı 20 Ağustos 2011 Cumartesi günü yapılacak. Sorular Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanır yayınlanmaz her zaman olduğu gibi yine bu sayfadan yayınlanacaktır . Sürücü adaylarının ehliyet almaya hak kazanmaları için bu sınavda sorulan Trafik,İlk yardım ve Motor derslerinden 70 barajını aşmaları ve ertesinde yapılacak olan direksiyon sınavını geçmeleri gerekiyor.  Bu sınava girecek olan sürücü adaylarına önerimiz, mutlaka önceki dönemlere ait ehliyet sorularını çözerek sınava girmeleridir. Özellikle bir önceki dönem olan 2 Temmuz ehliyet sorularını mutlaka çözmelisiniz . İşte 2 Temmuz  2011  Ehliyet Sınavı Soruları ve Cevapları:

A1-A2 Sınıfı Soruları ve Cevap Anahtarı

B Sınıfı Soruları ve Cevap Anahtarı

C-D-E Sınıfı Soruları ve Cevap Anahtarı

H Sınıfı Soruları ve Cevap Anahtarı

Genel kategorisinde yayınlandı. Yorumlar kapalı
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.